20 Ocak 2010 Çarşamba
Zalime İtaat etme sebebi- Otoriteye boyun eğme - eziklik ve Milgram Deneyi
Deneyler Nazi savaş suçlusu Adolf Eichmann'ın Kudüs'te yargılanmaya başlamasından üç ay sonra, Temmuz 1961'de başladı. Milgram, deneyleri şu soruya cevap aramak üzere geliştirmişti: "Eichmann ve Yahudi Soykırımında yer alan yüzbinlerce yardakçısı sadece onlara verilen görevi yerine getiriyor olabilir miydi? Onların hepsi yardakçılık suçuyla suçlanabilir miydi?"[3]
Milgram ulaştığı sonuçları 1974 tarihli makalesi "İtaatin Tehlikeleri"nde (İng.: The Perils of Obedience) özetledi:
İtaatin hukuksal ve felsefesel açılardan devasa önemi bulunmaktadır, ancak bunlar çoğu insanın somut durumlarda nasıl davrandığı konusunda fazla bilgi vermez. Yale Üniversitesinde sıradan bir insanın sadece bir deney bilimcisinden aldığı emirle başka bir insana ne kadar acı çektireceğini ölçmek için basit bir deney düzenledim. Katılan deneklerin güçlü vicdani duyguları ile saf otoriteyi çeliştirdim, ve kurbanların acı dolu çığlıklarının eşliğinde genellikle otorite kazandı. Yetişkin insanların, bir erk makamının komutası doğrultusunda her şeyi göze almakta gösterdikleri aşırı isteklilik, çalışmamızın acilen açıklama gerektiren en önemli bulgusudur.
Sadece görevlerini yapan, kendi başlarına vahşi işlere kalkışmayan sıradan insanlar, korkunç bir yoketme işleminin bir parçası olabilmekteler. Ek olarak, yaptıkları işin yıkıcı sonuçlarını apaçık görmelerine rağmen, temel ahlaki değerleriyle çelişen bu görevlerde pek az kişinin otoriteyi reddetme potansiyeli olduğu görüldü.[4]
Deneyin yöntemi [değiştir]
Yale'deki çalışma için denekler gazete ilanları ve posta yoluyla bulundu. Deneyler üniversitenin eski yerleşkesinde, Linsly-Chittenden binasının bodrumundaki iki odada gerçekleştirildi. Deneyin tanıtımında deneyin bir saat sürdüğü ve katılanlara deneyi tamamlamasalar bile 4,50$ ödeneceği bildirildi. Katılımcılar 20 ve 50 yaşları arasında, ilkokul terklerden doktora mezunlarına kadar her türlü öğretim geçmişine sahip erkeklerden oluşuyordu.[1]
Deney gözlemcisi rolünü bir teknisyen önlüğü giyen sert, hissiz görünümlü bir biyoloji öğretmeni oynuyordu. Kurban rolünü de bu rol için eğitilmiş, İrlandalı-Amerikan bir muhasebeci üstlenmişti. Kurban ile deney gözlemcisi aslında işbirlikçi olmalarına karşın bu gerçek katılımcıdan gizleniyor ve kurban, katılımcıya kendisi gibi gönüllü olarak katılmış başka bir denek olarak tanıtılıyordu, dolayısıyla katılımcının gözünde deney, deney gözlemcisi ve iki denekten oluşuyordu. Deney gözlemcisi, iki deneğe "öğrenmede cezanın etkisi" hakkında bir deneye katıldıklarını, birisinin "öğretmen" diğerinin de "öğrenci" rolünü üstlenecekleri bilgisini veriyordu.[1]
Sonra, iki deneğe birer yaprak kâğıt veriliyordu. Katılımcının, bu kâğıtlardan birinde "öğretmen" ve diğerinde de "öğrenci" yazdığına ve kâğıtların rastgele verildiğine inanması sağlanıyordu. Gerçekte ise her iki kâğıtta da "öğretmen" yazıyordu ve işbirlikçi denek kendi kağıdında "öğrenci" yazıyormuş gibi rol yapıyordu; böylece katılımcının hep "öğretmen" olması sağlanıyordu. Bu noktada "öğretmen" ve "öğrenci" birbirini duyabilecek ancak göremeyecek şekilde ayrı odalara alınıyordu. Deneyin sürümlerinden biri, işbirlikçi deneğin gerçek deneğe bir kalp rahatsızlığı olduğunu söylemesi gibi ek bir özellik taşıyordu.[1]
Deneyden önce "öğretmen"e 45 voltluk bir elektrik şoku uygulanarak "öğrenci"ye uygulayacağını sandığı şokun neye benzediği hakkında bir fikir verilmiş oluyordu. "Öğretmen"e daha sonra "öğrenci"ye öğretmesi amacıyla sözcük çiftlerinden oluşan bir liste veriliyor, öğretmen de bu listeyi önce öğrenciye bir kere okuyarak işe başlıyordu. Ardından öğretmen listeyi oluşturan sözcük çiftlerinin ilk sözcüklerini teker teker okuyor, okuduğu her sözcük için öğrenciye dört adet seçenek sunuyor, öğrenci de bu seçenekler arasından doğru olduğunu düşündüğü cevabı bildirmek için bir cevap düğmesine basıyordu. Verdiği cevap yanlış ise, her yanlış cevap sonucu giderek artan elektrik şoklarına maruz kalıyordu. Cevap doğru ise öğretmen sonraki sözcük çiftine geçiyordu.[1]
Denekler, öğrencinin verdiği her yanlış yanıta karşılık onun gerçek şoklara maruz kaldığını sanıyorlardı. Gerçekte ise şok uygulanmıyordu. İşbirlikçi denek gerçek denekten ayrıldığı zaman, geçtiği odada elektroşok makinesine bütünleştirilmiş bir ses kayıt cihazını çalıştırıyordu, bu cihaz da her şok seviyesine karşılık önceden kaydedilmiş bir çığlık sesini çalıyordu. Voltajın birkaç defa artırılmasından sonra aktör, kendisini yan odadaki denekten ayıran duvarı yumruklamaya başlıyordu. Birkaç defa yumrukladıktan ve kalp rahatsızlığını hatırlattıktan sonra ise artık sorulara cevap vermemeye ve şikayette bulunmamaya başlıyordu.[1]
Bu noktada pek çok denek, öğrencinin ne halde olduğunu öğrenmek için deneyi durdurmak istediklerini ifade ediyordu. Kimi denekler 135 voltta durup deneyin amacını sorgulamaya başlıyordu. Bunların çoğu sonuçlardan sorumlu tutulmayacaklarına dair güvence aldıktan sonra devam ediyordu. Birkaç denek, öğrenciden gelen acı dolu çığlıkları duyduklarında sinirli biçimde gülmeye başlıyor veya aşırı stres içinde olduklarını gösteren başka davranışlarda bulunuyordu.[1]
Denek herhangi bir noktada deneyi durdurma isteğini ifade ettiği zaman kendisine aşağıdaki sırayı takip eden sözlü uyarılarda bulunuluyordu:[1]
1. Lütfen devam edin.
2. Deney için devam etmeniz gerekiyor.
3. Devam etmeniz kesinlikle çok önemli.
4. Başka seçeneğiniz yok, devam etmek "zorundasınız".
Denek bu dört uyarıdan sonra bile hala durmak istediğini ifade ederse deney durduruluyordu. Tersi durumda ise deney ancak denek en yüksek şok olan 450 voltu 3 kere ardarda uyguladıktan sonra durduruluyordu.
Sonuçlar [değiştir]
Milgram, deney gerçekleştirilmeden önce Yale üniversitesinin 14 psikoloji yüksek lisans öğrencisiyle sonuçların ne olacağına yönelik bir anket yaptı. Katılımcıların tümü, sadece birkaç sadist eğilimli deneğin (%1,2) en yüksek voltajı uygulayacağını düşünüyordu. Milgram ayrıca meslektaşları arasında da sözlü bir anket yaparak onların da sadece birkaç deneğin çok kuvvetli şok uygulayacağını düşündüklerini gördü.[1]
Milgram'ın ilk deney dizisinde öndeneklerin %65'inin (40 öndenekten 26'sının)[1] deneydeki en yüksek gerilim olan 450 voltu, her ne kadar epey huzursuzluk hissetmiş olsalar da, uyguladıkları görüldü. Hepsi deneyin bir noktasında durup deneyi sorgulamış, hatta bazıları kendilerine ödenen parayı geri vereceklerini söylemişlerdi. Katılımcılardan hiçbiri 300 volt seviyesinden önce şok uygulamaktan tereddütsüzce vazgeçmedi. [1] Deneyin çeşitlemeleri daha sonra Milgram'ın kendisi tarafından ve dünya genelinde farklı psikologlarca gerçekleştirildi; sonuçlar birbirine yakındı.[kaynak belirtilmeli] Bu çeşitlemelerle deneyin özgün sonuçlarının onaylanmasına ek olarak deney düzeneğindeki değişkenlerin etkileri de ölçülmüş oldu.
Maryland Baltimore Eyaleti Üniversitesi'nden Dr. Thomas Blass, deney tekrarlarından elde edilen sonuçlar üzerinde bir meta-analiz yürüttü. Bulgularına göre ölümcül gerilimler uygulayabilen katılımcıların oranı, yer ve zamandan bağımsız olarak dikkat çekici bir biçimde sabitti: %61 ile %66 arasında seyrediyordu.[5][6]Şablon:Check
Philip Zimbardo'nun bildirdiğine göre, deneyin farklı şekilde bittiği durumlara pek rastlanmadı. Zimbardo'nun bu yöndeki sorusu üzerine Milgram'ın notlarına ve anılarına göre, son şokları uygulamayı reddeden katılımcılardan hiçbiri ne deneyin kendisinin durdurulmasını talep etti, ne de izin almadan odayı terkederek kurbanın durumunu kontrol etti.[kaynak belirtilmeli]
Milgram, İtaat isimli bir belgesel hazırlayarak deneyi ve sonuçlarını gösterdi. Toplumsal psikoloji üzerine ayrıca beş farklı film daha hazırladı ki bunlardan bazıları deneylerine değiniyordu. [7]
Tepkiler [değiştir]
Milgram'ın deneyi, katılımcılar üzerinde yarattığı aşırı duygusal kaygı nedeniyle bilimsel deneylerin etiği konusunda kuşkular uyandırdı. Milgram'ın lehine bir gerçek: Katılanlar arasında yapılan ankete göre katılımcıların %84'ü bu deneye katılmış olmaktan "memnun" veya "çok memnun" olduklarını, %15'i nötr olduklarını (tüm katılımcıların %92'si ankete katıldı) ifade ediyorlardı.[8]. Pek çoğu sonradan teşekkür mesajları yolladı. Milgram eski katılımcılardan ardarda asistanlık ve ekibe katılma teklifleri aldı. Altı yıl sonra, Vietnam Savaşının en ateşli olduğu günlerinde, deneyin katılımcılarından biri Milgram'a bir mektup göndererek deneyde çektiği strese rağmen neden "memnun" olduğunu açıkladı:
1964'te deneye katıldığımda, her ne kadar birisine acı çektirdiğimi sansam da bunu neden yaptığım hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Ne zaman kendi inançları doğrultusunda hareket ettiklerini ve ne zaman uysalca otoriteye itaat ettiklerini ayırt edebilen çok az insan var. ... Kendimi otoritenin çok yanlış şeyler yapmamı isteyen emrine teslim edeceğimi bile bile askere alınmama izin vermem, kendimden korkmama sebep olacaktı. Eğer bana vicdanî retçi statüsü verilmezse hapishaneye gitmeye tamamen hazırım. ... Bu gerçekten de inançlarıma sadık kalmamın tek yolu. Tek umudum, kurul üyelerinin de kendi vicdanlarına göre aynı şekilde hareket etmesi...
Ne var ki, eski katılımcılardan bazılarının hayatını değiştiren bu etki, herkeste aynı değildi. Deneyden sonra katılımcılardan çağdaş standartlara göre geribildirim alınmamıştı, ve ayrılırken yapılan mülakatlara göre pek çoğunun deneyin tam olarak neden yapıldığı hakkında bilgisi yoktu.
Deneyler ayrıca daha duygusal türden eleştiriler de uyandırdı, bunlar deney düzeneğinin etiğinden ziyade deneyden çıkarılacak sonuçlarla ilgiliydi. Yale'de 1961'de yapılan deneyin katılımcılarından Joseph Dimow, "Yahudi Dünyası" (İng.: Jewish Currents) sitesindeki yazısına göre "deneyin baştan beri Nazi dönemindeki Almanlar gibi Amerikalıların da ahlak dışı emirlere itaat edip etmeyeceğini görmek için yapıldığı"ndan kuşkulanıyordu.[9] Aslında bu, deneylerin açıkça ifade edilen hedeflerinden biriydi. Milgram'ın kitabı olan Otoriteye İtaat'tin önsözünden alıntı yapılacak olursa: "Bu soru, Nazi devrinin o çok lanetlediğimiz itaat şekilleri ile bizim laboratuvarda çalıştıklarımız arasında bir ilişki olup olmadığı meselesinden doğar."
Yorumlar [değiştir]
Milgram ulaştığı sonuçları açıklayan iki ana kuram geliştirdi.
1. İlki, S. Asch'in çalışmalarını temel alan Uyum Kuramı'dır. Milgram başvuru grubu ile birey arasındaki temel ilişkiyi tanıtır. Karar verme konusunda, özellikle bir kriz ortamında karar verme konusunda hiçbir deneyimi veya yeteneği olmayan bir denek, kararı gruba ve gruptaki hiyerarşiye bırakır. Grup bir davranışsal model oluşturur.
2. İkincisi ise Araçlaşma Kuramı'dır. Milgram'a göre, "itaatin özü, bir insanın kendisini başka bir insanın isteklerini gerçekleştiren bir araç olarak görmesi, böylece kendi davranışlarından kendisini sorumlu hissetmemesidir. Kişinin bakış açısındaki bu kritik kayma gerçekleştiği zaman, itaatin tüm öznitelikleri bunu izler". Bu temel olarak askersel açıdan otoriteye saygının temelidir; askerler üstlerinin emirlerini ve komutlarını, sorumluluğun subaylarda olduğunu bilerek yerine getirirler.
Çeşitlemeler [değiştir]
Milgram, Otoriteye İtaat: Deneysel bir Bakış isimli kitabında deneyin kendi yürüttüğü 19 çeşitlemesini anlattı. Genel olarak kurbanın ortamdaki varlığı arttıkça itaatin azaldığını, otoritenin ortamdaki varlığı arttığında ise itaatin yükseldiğini tespit etti (1-4 arası deneyler). Örneğin, deney gözlemcisinin yönergelerinin katılımcılara sadece telefonla iletildiği bir sürümde (2. deney), itaat %21 azalıyordu; ilginç bir nokta olarak, birkaç katılımcı deney gözlemcisini "deneye devam ediyormuş gibi yaparak" kandırmaya çalışmıştı. "Öğrenci"nin ortamdaki varlığının en yakın olduğu sürümde ise denekler öğrencinin kollarını kabakuvvet kullanarak şok cihazına temas ettirmeye çalışıyorlardı, bu da itaati düşürüyordu. Bu son sürümde deneklerin ancak %30'u deneyi tamamlayabilmişti.
8 numaralı sürümde, denekler kadınlardan seçildi (Milgram'ın diğer tüm deneylerinde denekler erkekti). İtaatte kaydadeğer bir farklılık gözlenmedi, ancak daha yüksek stres seviyeleri tespit edildi.
Bir sürümde (10. deney), Milgram Connecticut'taki Bridgeport şehrinde mütevazı bir ofis kiralayarak deneyin "Bridgeport Araştırma Kurumu" adında, Yale Üniversitesinden bağımsız bir ticari girişim tarafından düzenlendiği sanısını yarattı. Buradaki amaç, Yale Üniversitesi'nin sahip olduğu prestijin deneklerin davranışı üzerindeki olası etkisini safdışı bırakmaktı. Bu şartlar altında itaat %47.5'e düştü.
Milgram ayrıca otoritenin gücü ile uyuşumun gücünü birleştirdi. Bu deneylerde deneğin yanına arkadaş baskısı uygulamak üzere bir veya iki "öğretmen" daha kondu; bu öğretmenler de, öğrenci gibi, anlaşmalı aktörlerdi. Deneğin grup arkadaşları olduğunu sandığı bu kişilerin eklenmesi, deney sonuçlarını ciddi biçimde etkiledi. Ek iki öğretmenin emirleri reddettiği sürümde (17. deney) 40 denekten sadece 4'ü deneye devam etti.
Başka bir sürümde (18. deney), deneğe ek görevler verildi (soruları mikrofona okumak veya öğrencinin cevaplarını kaydetmek gibi). Bu deneyde de deneğe eşlik eden ve gözlemcinin tüm emirlerine itaat eden bir yalancı öğretmen bulunuyordu. Bu çeşitlemede 40 denekten sadece 3'ü gözlemcinin emirlerine karşı geldi.[10]
Milgram'ın deneyi üzerinde yakın geçmişte yapılan bazı çeşitlemeler farklı bir yorum öneriyordu. İtaat ve otorite kavramlarına yer vermeyen bu yoruma göre Milgram'ın denekleri, olayların gidişini kontrol edemeyeceklerini hissettikleri ve dolayısıyla sorumluluğu sırtlarından attıkları özel bir tür öğrenilmiş çaresizlik sergiliyorlardı.
Yakın geçmişteki başka bir deneyde şok yiyen bir aktör yerine bir bilgisayar simülasyonu konuyordu; şoku veren denekler karşılarında gerçek bir insan olmadığının farkındaydı ancak sonuçlar yine aynı çıktı.[11]
Buradaki kaydadeğer gözlem, bir insanın normal koşullar altında başka bir insana zarar vermek istemeyeceğidir. Ancak ciddi bir zorlama altında kişinin aklı karışabilmekte ve kişiyi kendi davranışları için bir otoritenin onayını aramaya sevketmektedir. Böylece emir verilen kişinin, davranışlarını açıklayacak bir otorite olduğu düşüncesiyle, sadece doğru olduğunu düşündüğü bir işi yaptığı bir durum ortaya çıkmaktadır. Bunun sonucu olarak da kişinin başlangıçta kendi davranışlarını yargılayacak çok az veya hiç etik kuralı olmadığı için başka bir kişiyi etik dışı olarak incittiği görüşünü benimsemeyecektir.[kaynak belirtilmeli]
Gerçek hayattan örnekler [değiştir]
Nisan 1995 ile Haziran 2004 arasında, ABD'deki bazı gözde çabuk yemek restoranlarındaki çalışanlara bir dizi telefon şakası yapıldı. Şakayı yapan kişi kendisini bir polis memuru olarak tanıtıyor ve restoran yöneticilerini çalışanların üzerini aramaya ve cinsel taciz sayılan davranışlarda bulunmaya ikna ediyordu. Telefondaki düzenbaz, çalışanlara normal şartlar altında yapmayacakları davranışları yaptırmakta büyük başarı kaydetmişti. [12] (The chief suspect, David R. Stewart, was found not guilty in the only case that has gone to trial so far.[13])
Katılımcılardan gerigözlemler [değiştir]
Jan Dimow'un gerigözlemi; kendisi deneyi erken bırakanlardandı.
Popüler kültürde [değiştir]
Milgram deneyinin çeşitlemeleri gözde kültürdeki filmlerde, televizyon programlarında ve müzikte yer almıştır. Yayımlanma tarihlerine göre kısmi bir liste aşağıdadır:
* 1975 yapımı The Tenth Level; deneyin canlandırıldığı ve William Shatner, John Travolta ve Ossie Davis'in yer aldığı bir TV programı.[14]
* 1979 yapımı sinema filmi I comme Icare (Türkçe: İkarus'un İ'si); Henri Verneuil'in yönettiği ve Yves Montand'ın başrol üstlendiği filmde Milgram'ın otoriteye itaat hakkında yürüttüğü deneyin detaylı bir açıklaması ve gösterimi ana sahnlerden birini oluşturur.[15]
* 1983 tarihli müzik parçası "Just A Job To Do" (Türkçesi: "Yapılması gereken bir iş işte") Genesis isimli müzik grubunun 1983 tarihli albümünde yer alan bir şarkı. Gitarist/sözyazarı Mike Rutherford, şarkı sözlerinin Milgram'ın deneyinden ilham alınarak yazıldığını söylemişti.[kaynak belirtilmeli]
* 1982'den 1985'e kadar yayımlanan V for Vendetta isimli çizgi romanın ilk sayısının 73. sayfasında Milgram'ın deneyine değinilir; bu deney V ve romandaki diğer insan denekler üzerinde yapılan deneyler ile karşılaştırılır.
* 1984 tarihli Ghostbusters (Türkçesi: Hayalet Avcıları) isimli filmde Bill Murray'in canlandırdığı profesör karakterinin izleyicilere ilk göründüğü sahnede, sinsi profesör bir yandan şanssız bir öğrenciye elektrik şokları uygularken bir yandan da çekici bir kız öğrenciye kur yapmaktadır. Filmin DVD yayımındaki çekim videosunda Harold Ramis bu sahnenin Milgram deneyinden esinlenen bir parodi olduğunu ve izleyicilerin bu karakterden neler bekleyebilecekleri hakkında fikir edinmeleri için konduğunu söyler.
* Peter Gabriel'in 1986 yayımlı albümü So'da bulunan "We Do What We're Told (Milgram's 37)" (Türkçesi: Biz Bize Söyleneni Yaparız [Milgram'ın 37'si]) parçası da 18. deneyde 40 kişiden tam itaat gösteren 37 kişiye gönderme yapmaktadır.[10]
* 30 Kasım 2003'te 90. bölümü yayınlanan Malcolm in the Middle isimli dizide Malcolm, kardeşi Reese ile olan konuşmalarını bir okul ödevi için gizlice videokasete çekerek onun hakkında küçük düşürücü sırları ortaya çıkarır. Öğretmeni Bay Herkabe, Malcolm filmi sınıfta gösterdikten sonra Milgram'ın deneyinden alıntı yapar.
* 2005'te yayımlanan Oscar ödüllü belgesel Enron: The Smartest Guys in the Room (Türkçesi: Enron: Odadaki En Zeki Çocuklar), Enron şirketinin üst düzey yöneticilerinin davranışlarını açıklamak için Milgram'ın deneyine başvurular yapar.
* 2006'da Alex Gibney tarafından yayımlanan The Human Behavior Experiments (Türkçesi: İnsan Davranışı Deneyleri) isimli belgesel Stanley Milgram, Phillip Zimbardo ve onların yaptığı araştırmanın sonuçlarını konu alır.[16]
* 2006'da İngiltere'de yayımlanan The Heist (Türkçesi: Soygun) isimli televizyon programında, Derren Brown, bir "silahlı" soygun gerçekleştirmeye ikna etmeye çalıştığı katılımcılardan üst tura çıkacakları belirlemek için Milgram deneyini kullanır.
* 2005 yayımlı ödüllü kısa film Atrocity (Türkçesi: Canavarlık), Milgram'ın deneyini canlandırır.[17]
* 2006 yayımlı anakuşak dizisi "Basic Instincts"'de Milgram deneyi tekrarlanır; sonuçlar erkekler için neredeyse aynıdır. Deney bir de kadınlarla gerçekleştirilir, onların deneye devam etmeye az da olsa daha meyilli olduğu görülür. Fazladan bir öğretmenin dahil olarak arkadaş baskısı uyguladığı üçüncü bir deneyde, arkadaş baskısının deneyi durdurma konusunda Milgram'ın deneyine göre daha başarısız olduğu sonuçlar elde edilir. [18]
13 Ocak 2010 Çarşamba
KAMU PERSONELİNİN MAAŞLARININ HESABINA ESAS TUTULAN KATSAYILARIN YENİDEN TESPİTİ (2010 Katsayılar)
MADDE 1 – 1/1/2010 tarihinden geçerli olmak üzere, 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 154 üncü maddesi uyarınca aylık gösterge tablosunda yer alan rakamlar ile ek gösterge rakamlarının aylık tutarlara çevrilmesinde uygulanacak aylık katsayısı (0,057383), memuriyet taban aylığı göstergesine uygulanacak aylık taban katsayısı (0,76293), iş güçlüğü, iş riski, temininde güçlük ve mali sorumluluk zamlarının aylık tutarlara çevrilmesinde uygulanacak yan ödeme katsayısı ise (0,01819) olarak yeniden belirlenmiştir.
Ücretlerin artırılması
MADDE 2 – 1/1/2010 tarihinden geçerli olmak üzere;
a) 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinin (c) bendi uyarınca sözleşmeli olarak çalıştırılan personelin ücret tavanı, 3.012 TL'ye yükseltilmiştir.
b) 6/6/1978 tarihli ve 7/15754 sayılı Kararname ile yürürlüğe konulan ''Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esaslar"ın 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan ücret tavanı, 2.671 TL'ye yükseltilmiştir.
c) 30/11/1984 tarihli ve 84/8813 sayılı Kararname ile yürürlüğe konulan "Başbakanlıkta Çalıştırılacak Sözleşmeli Personel Hakkında Hizmet Sözleşmesi Esasları"nın 8 inci maddesinde yer alan unvanlardan en yüksek Devlet memuru olan Başbakanlık Müsteşarının aylık sözleşme ücret tutarı 3.107 TL'ye yükseltilmiştir.
ç) 29/12/1997 tarihli ve 97/10498 sayılı Kararnamenin eki listelerdeki kurum ve kuruluşların hizmet sözleşmesi esaslarında yer alan ve 29/6/2009 tarihli ve 2009/15152 sayılı Kararname ile yükseltilmiş bulunan taban ve tavan ücretleri %2,62 oranında artırılmıştır.
d) İlgili mevzuatı uyarınca vize edilmiş sözleşmeli personel pozisyonlarının, 2009/15152 sayılı Kararname ile yükseltilmiş bulunan taban ve tavan ücretleri %2,62 oranında artırılmıştır.
e) Çeşitli statülerde 2009 yılında sözleşmeli olarak çalıştırılanlardan 2010 yılında da görevlerine devam etmeleri ilgili kamu idarelerince uygun görülenlerin, 2009/15152 sayılı Kararname uyarınca belirlenmiş mevcut brüt sözleşme ücretleri %2,62 oranında artırılmıştır.
Devlet memurlarına ödenecek zam ve tazminatlar
MADDE 3 – 17/4/2006 tarihli ve 2006/10344 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan "Devlet Memurlarına Ödenecek Zam ve Tazminatlara İlişkin Karar'' ve eki cetvellerin uygulanmasına 2010 yılında da devam olunur.
Değiştirilen hükümler
MADDE 4 – a) 8/2/2002 tarihli ve 2002/3729 sayılı Kararnamenin eki Kararın 2 nci ve 3 üncü maddeleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Madde 2 – Kapsama dahil tüm personel için 2010 yılının birinci altı aylık dönemindeki "ortalama ücret toplamı üst sınırı" 5.625 TL olarak tespit edilmiştir."
"Madde 3 – Mevcut karar, onay veya diğer mevzuat uyarınca kapsama dahil personele yapılmakta olan ayni ve/veya nakdi ödeme unsurlarına yeni bir unsur ilave edilmemesi ve 2 nci maddede yer alan ortalama ücret toplamı üst sınırının aşılmaması kaydıyla 2010 yılının birinci altı aylık döneminde kapsama dahil personelin mali ve sosyal hakları, kurum içi hiyerarşik yapıların gerektirdiği ölçüde ve mevzuatı dahilinde %2,62 oranına kadar yetkili organlar tarafından belirlenecek oranlarda artırılabilir.''
b) 7/8/2008 tarihli ve 2008/14012 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının geçici 1 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"GEÇİCİ MADDE 1 – (1) Yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar, makam tazminatından yararlananlar hariç olmak üzere; bölge müdürü, bölge müdür yardımcısı, il müdürü, il müdür yardımcısı, il müftüsü, il müftü yardımcısı, daire başkanı, daire başkan yardımcısı, başkan, başkan yardımcısı, genel sekreter, genel sekreter yardımcısı, savunma sekreteri, fakülte sekreteri, enstitü sekreteri, yüksekokul sekreteri, ilçe müftüsü, müdür ve müdür yardımcısı kadrolarında bulunanlardan 17/4/2006 tarihli ve 2006/10344 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Devlet Memurlarına Ödenecek Zam ve Tazminatlara İlişkin Karara ekli (II) sayılı Cetvelinin "(A)" bölümü ile (III) sayılı Cetvelin (B) bölümünde yer alanlar için ek ödeme oranı %100 olarak, (III) sayılı Cetvelin (F) bölümünde yer alanlar için %90 olarak uygulanır."
Yürürlük
MADDE 5 – Bu Kararın 4 üncü maddesinin (b) fıkrası 15/1/2010, diğer hükümleri 1/1/2010 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
MADDE 6 – Bu Karar hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
6 Ocak 2010 Çarşamba
Topkapıdaki muciza, Kaşıkçı elması dünyanın en büyüğü
Topkapı müzesindeki ünlü elmasa neden "kaşıkçı elması" denildiği hakkında muhtelif hikayeler varsa da, kanımca bunların doğru olanı, elmasın kesiminin oval olması ve dolayısıyla da kaşığa benzemesindendir. Elmasın Osmanlı Sarayı'na nasıl girdiği hakkındaki bilgi de, rivayetten öte değildir. Son yıllarda yeni tartışılmaya başlanan ve doğru olması en muhtemel rivayet şöyledir: 1774 yılında Pigot adında bir Fransız subayı, bu elması Hindistan'ın Madaras Mihracesi'nden satın alıp Fransa'ya götürür. Bir zaman sonra tekrar satılığa çıkartılan elması Napolyon'un annesi satın alır ve uzun süre göğsünde taşır. Ne var ki, Napolyon sürgüne gönderildiği zaman, oğlunu kurtarabilmek için, annesi de elması mecburen satılığa çıkartır. İşte o sırada, Fransa'da bulunan Tepedelenli Ali Paşa'nın bir adamı, paşa adına 150 bin altın ödeyerek elması satın alır ve paşaya getirir.
Sultan 2'nci Mahmud zamanında, Tepedelenli Ali paşa, devlete karşı ayaklandığı gerekçesiyle öldürülür, paşanın varlıklarına el konulur ve nesi var nesi yoksa Osmanlı Hazinesi'ne gönderilir. Böylelikle, Napolyon'un annesinden satın alınan "Kaşıkçı Elması" hazineye girmiş olur.
Kaşıkçı elması'nın çevresini iki sıra 49 adet pırlanta kuşatmaktadır. Bu haliyle elmas, yıldızların ortasında pırıl pırıl parlayıp gökyüzünü aydınlatan bir dolunayı andırır. Pırlantaların, elmasa ışık ve güzellik vermesi için sonradan, 2'nci Mahmud tarafından dizdirildiği sanılmaktadır.
Kaşıkçı elması 86 karattır ve dünya'nın tanınmış 22 elması arasındadır. Dünyanın en büyük elması olarak bilinen 191 karatlık Işık Dağı ya da Kuh-i Nur adıyla tanınan elmas Hindistan'da bulunmuştur ve bugün, İngiltere Krallık Hazinesi'ndedir. Adı Farsçada Işık Denizi anlamında olan, uçuk pembe renkli, yassı bir taş olan Derya-i Nur elması ise, yaklaşık 185 kırat ağırlığındadır ve bugün İran Milli Bankası'nda saklanmaktadır. Bunlara ilaveten, 1853 yılında Brezilya'da bulunan ve Güney Yıldızı adıyla tanınan 128 karatlık elmasla, Büyük Moğol Elması ve bizdeki 86 karatlık Kaşıkçı Elması, dünyanın en büyük elması ve en değerli 22 elmasın arasında bulunmaktadır.
28 Aralık 2009 Pazartesi
İnternet Üzerinden Bahis Oynamak Suç MU? Hayır Kabahat
FUTBOL VE DİĞER SPOR MÜSABAKALARINDA BAHİS VE ŞANS OYUNLARI DÜZENLENMESİ HAKKINDA KANUN’un 5. Maddesi Şöyle diyor.
1-Kanunun verdiği yetkiye dayalı olmaksızın, spor müsabakaları ile ilişkili olarak sabit ihtimalli veya müşterek bahis oynatanlar, oynanmasına yer veya imkân sağlayanlar, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezasıyla cezalandırılır.
2-Yurt dışında oynatılan her çeşit bahis veya şans oyunlarının internet yoluyla ve sair suretle erişim sağlayarak Türkiye'den oynanmasına imkân sağlayan kişiler, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.
3- Her türlü bahis veya şans oyunlarıyla bağlantılı olarak para nakline aracılık eden kişiler, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasıyla cezalandırılır.
Dikkat edilirse Oynatan, oynanmasına yer ve imkan sağlayanlar, internetten ya da diğer yollarla imkan sağlayan, para transferine aracılık edenlere belli sürelerle hapis cezası öngörülmekte.
SANAL ORTAMDA OYNATILAN TALİH OYUNLARI HAKKINDA YÖNETMELİK’in 5. maddesinde de “Sanal ortamda talih oyunları işletmeleri kurulamaz, araç ve gereçleri ile benzeri aletler çalıştırılamaz. Her ne ad altında olursa olsun talih oyunları oynanmasına yönelik sanal ortam oluşturulamaz ve bu ortamda talih oyunları düzenlenemez ve oynatılamaz.” İbaresine yer verilmiş. Göründüğü üzere yine oynatan üzerine inşa edilmiş bir yönetmelik.
Yani Sanal Ortamda Oynamak Suç değil. AMMAAAA Kabahat..
Suçlar dışında bir de kabahatler var.. o da Kabahatler Kanununda açıklanır. Kabahatler Kanunun KUMAR başlıklı 34. maddesinde
“1) Kumar oynayan kişiye, yüz Türk Lirası idari para cezası verilir. Ayrıca, kumardan elde edilen gelire elkonularak mülkiyetin kamuya geçirilmesine karar verilir.
(2) Bu kabahat dolayısıyla idari para cezasına ve elkoymaya kolluk görevlileri, mülkiyetin kamuya geçirilmesine mülki amir karar verir.” Hükümlerine yer verilmiştir.
Netice olarak İnternet Üzerinden bahis oynarsanız başınıza gelebilecek en kötü şey 100 YTL para cezası ve kazandığınız paraya el konmasıdır ki kazandığınız paranın devlete geçmesi neredeyse imkansız gibi bir şeydir. Kumar başlıklı olduğu için bu madde genel maddedir. Ancak kumar oynatılan yerlere baskın yapılacakta o anda kazandığın paraya el konacak adli emanete alınacak ta ondan sonra birde devlet mülkiyetine geçirilmesine karar verilecek.. Zaten ikinci fıkrada şöle diyor.. para cezası ve el koymaya Kolluk görevlilileri karar verir diyor. Kolluk görevlileri denen şey polis,jandarma, zabıta vs.. türünden şeylerdir. Bunlara kolluk denir. Paranın devlete geçmesine mülki amir karar veriri demiş. Mülki amir nedir ?
* Vali
* Vali Yardımcısı
* Kaymakam
* Hukuk İşleri Müdürü
* Kaymakam Adayı
Düşünsenize İzmirden internetten bahis oynamışsınız. İP adresinizde (internet protokol) yerinizi tespit etmişler tam o arada siteye eş zamanlı baskın yapmışlar ki bu site yurtdışında bir site ise bu da imkansız . Hadi bastılar diyelim banka hesabı şu bu ordaki paraya da el koydular ondan sona da ya İzmir Valisi ya da Kaymakam falan birde paranın mülkiyetinin devlete geçmesine karar verecek.. :))
Dikkat edilirse el konan parayı daha sonra devlete geçirme var, kazandığın parayı senden geri isteme yok. Zamanında şu kadar kazanmışsın ödeyeceksin yok.. Kısa ve Öz…
EL NETİCE: İnternet üzerinden bahis oynayan bir insan Türk Hukuk sitemine göre en fazla 100 YTL idari para cezası alır. Bundan öte olacak bir şey yoktur. O da ne kadar risktir bilemem.
25 Aralık 2009 Cuma
Pinpon Topundan Para Kazanmak
üstede 2 baskı uydurmuş. gel yanıma 2,25 $ ooh ki oh..
bi de en az 50 tane satıyor..
hani çok alim indirim yapsın dersen 100 tanesi 175 dolar... vay be..
reklam ve pazarlama bu demekki ..
helal olsun..
bizde 1000 $ maaş alıcaz die senelerimizi çürütüp mevzuat manyağı olalım..
yok yok akıl eksikliği var kesin .. var bişiler..
isyan bu haykırıııış.....
aha karılar ==> http://www.timsah.com/Toplu-oyunda-iyi-olan-guzel-kizlar/n0d0THCr731
aha da satış sitesi ==> http://www.adamsballs.com/
way adamss waayyy..
24 Aralık 2009 Perşembe
Değişik bir yatırım ve para kazanma fırsatı..
yavru şirketin olacak.. inek senin...
olay saglam görünüyor...
4 ay para vermiyorlar ama sonra 32 ay 180 litre karşılığı süt parasını cukkkalıyorsun..
şu sıralar sütün krş fiyatı 93..
180 x 0,93 = 162 Lira eder aylık fena değil..
sütbank dedikleri bu .. hisse senedi , dolar eura almıyorsunda inek alıyorsun :)
üstelik sigortalı .. haa adamlar teşvikleri cukkalıyorlar tabi olacak o kadar.....
imga süt diye firma
merkez mersin.. çiftlik konya ereğli zengen kasabasının ıralarda...
http://www.imgasut.com/sutle-kazanin.html
aha bu da site ve ayrıntılar..
ama sitede bulamayacağınız ayrıntıları be söyleyim :)
1-en az 5 inek alacaksınız...
2-süt fiyatı 0,93 TL son olarak
3- sözleşme tasarısı :)
hadi onu da ben vereyim kıyak olsun :)
-------------------------------------
KATILIMCI SÖZLEŞMESİ
Madde 1. Sözleşmenin Tarafları
Bu sözleşme bir tarafta İMGA Et ve Süt Ürünleri Ltd. Şti. (bundan sonra “FİRMA” olarak anılacaktır) ile diğer tarafta …………………. (bundan sonra “KATILIMCI” olarak anılacaktır) arasında aşağıda yazılı şartlar dahilinde imzalanmıştır.
Madde 2. Taraflara İlişkin Bilgiler
2.1.
FİRMA :İMGA ET VE SÜT ÜRÜNLERİ HAYVANCILIK GIDA TİC.VE SAN
VE TİC.LTD.ŞTİ.
Adres(Merkez):Hürriyet Mah. İnönü Bul. Beyza Konutları No:51 MERSİN
Adres(Çiftlik) :Zengen Beldesi Çamağıl Mevkii EREĞLİ/KONYA
Telefon : 0 324 327 27 01 -- 0 332 725 10 31
Faks : 0 324 328 42 12 -- 0 332 725 10 30
E-Mail :imga@imgasut.com dir.
2.2.
KATILIMCI :..…..……………………………….................................................................
Adresi :………………………………………………………………………………..
Telefon :…………………………………………………………………………….….
Faks :………………………………………………………………………………..
E-Mail :………………………@……………………………………………............ dir.
2.3. Her iki taraf madde 2.1 ve 2.2’de belirtilen adreslerini tebligat adresi olarak kabul etmişlerdir. Adres değişiklikleri taraflara tebliğ edilmedikçe en son bildirilen adrese yapılacak tebliğ ilgili tarafa yapılmış sayılır.
2.4. Taraflar, yazılı tebligatı daha sonra süresi içinde yapmak kaydıyla elden teslim, posta, posta kuryesi, teleks, faks veya elektronik posta gibi diğer yollarla bildirimde bulunabilirler.
Madde 3. Sözleşmenin Dili
İş bu sözleşme Türkçe olarak hazırlanmıştır.
Madde 4. Sözleşmenin Kapsamı
Bu sözleşme, FİRMA ile KATILIMCI arasında tarafların görev ve sorumluluklarını belirlemeyi amaçlar.
Madde 5. İş Tanımı
5.1.Sözleşme konusu iş; firma ve katılımcıların beraberce süt üretimi yapmak, katılımcılara canlı gebe düve alımı yapılarak firmanın tesis ettiği çiftlikte bu hayvanlardan süt üretmek ve üretilen sütten katılımcılara kar dağıtmak işidir.
5.2. Bu sözleşmenin içeriği aşağıdaki şekildedir.
1-Katılımcılar gebe düve bedeli olan 3.500,00-TL/Ad firmaya vererek düve alımı yaptırmak suretiyle işletmeye katılım yapacaklardır. Firma tarafından sertifikalı bütün testlerden geçmiş saf hoştayn cinsi inek alımı yapılacak ve bu düveler 25 gün işletme dışında bulunan bir işletmede(Bulaşıcı hastalık riskine karşı) tutulup ikinci bir testten geçirilecek ve ondan sonra ari olanlar işletmeye alınacaktır.
2-İşletmeye getirilecek düvelerin gebelik ortalaması 5 ay olup, doğum yapana kadar süt vermeyecekleri için ilk 4 ay herhangi ödeme yapılmayacak olup, sonraki 32 ay boyunca aylık hayvan başı
3-Firma tarafından toplu olarak süt satışı yapılacak olup, süt birim fiyatı, firmanın satmış olduğu süt birim fiyatı (KDV dahil) üzerinden katılımcılara aylık olarak ödeme yapılacaktır. İstendiği takdirde süt satış faturaları, katılımcı tarafından firma merkezinde görülebilir.
Piyasa koşulları ve süt satılan diğer ticari işletmelerden kaynaklanan gecikmeler katılımcıya bildirilmek suretiyle, katılımcıya yapılacak ödemelerde ticari teamüllere uygun gecikme olması temerrüt nedeni sayılmayacaktır.
4-Firmaya süt ödemesi yapıldıktan sonra 5 gün içerisinde katılımcılara ödemeler yapılacaktır.
5-Katılımcılar sadece gebe düve bedeli ödeyecek olup bunun dışında katılımcılardan herhangi bir bedel alınmayacaktır.
6- Katılımcılar her türlü risk veya olumsuz gelişmelerden etkilenmeyecek olup ayda hayvan başına net olarak -180- Lt. süt bedeli alacaklardır.
7-Hayvanların sigortası düve bedeli üzerinde firma tarafından yaptırılacaktır.
8- Sözleşme tarihinden itibaren ilk 12 aylık süreçte sözleşme iptali yapılmayacak olup, bu süreçten sonra ayrılmak isteyen katılımcılar 1 ay önceden ayrılmak istediklerini firmaya yazılı olarak bildirmek zorundadır. Firma katılımcının yazılı ayrılma talebini bildirdiği tarihten itibaren 60 gün içerisinde katılımcının katılım bedelini enflasyon farkı ile birlikte kendisine ödeyecektir.
9- Doğacak yavrular işletmenin olacaktır. Her türlü destek ve teşvikler işletme tarafından alınacak ve işletmeye kalacaktır.
10- Katılımcılara TEMİNAT olarak sözleşme eki olan ve 38 aylık teminat senedi firma tarafından katılımcıya verilecektir. ………………… tarihli …………………….. TL tutarlı teminat senedi bu sözleşmeye istinaden katılımcı …………………………………… isimli kişiye tarafımızca imzalanıp verilmiştir. Sözleşme süresi sona erdikten iki ay sonra senet hükümsüz olup geri alınacaktır.
11-100 adet ve üzeri düve ile yapılan katılımlarda katılımcılar isterlerse çiftliğe temsilci bırakabileceklerdir. Firma tarafından gerekli konaklama ve ofis tahsisi yapılacaktır.
Madde 6. Sözleşme Bedeli:
Bu sözleşme bedeli toplam ……..(………….) adet düve bedeli olarak ………………………-TL yazıyla(…………………………….)’dir
Madde 7. Sözleşmenin Süresi
Bu sözleşmenin süresi işe başlama tarihinden itibaren 36 ay süreyi kapsayan ……………..………..………….. tarihinden ……………..……………………… tarihine kadardır.
Madde 8. Ödeme Yeri ve Şartları
Sözleşme bedeli olarak katılımcının alacağı bedel aylık dönemler halinde katılımcıya makbuz karşılığında veya vereceği banka hesap numarasına firma tarafından yatırılır.
Madde 9. Sözleşmenin Feshi
Tarafların mutabakatı durumunda sözleşme kendiliğinden fesholur.
Madde 10. Mücbir sebepler
a)Doğal afetler,
b)Kanuni grev,
c)Genel salgın hastalık,
d)Kısmı veya genel seferberlik ilanı.
Bu mücbir sebeplerden dolayı firma veya katılımcı sözleşmeyi tek taraflı olarak feshedebilir. Bu sebeplerin geçerli olması için, taraflardan kaynaklanan bir sorunun ileri gelmemiş ve taahhüdün yerine getirilmemesine engel nitelikte olması, tarafların bu engeli ortadan kaldırmaya gücü yetmemesi, mücbir sebeplerin yerine geldiği tarihi izleyen 20 (yirmi) gün içerisinde tarafların yazılı olarak bildirimde bulunması ve bu durumun yetkili merciler tarafından belgelendirilmesi zorunludur.
Madde 11. Anlaşmazlıkların Çözümü
Bu sözleşmenin ve eklerinin uygulanmasında ortaya çıkan ihtilaflar MERSİN Mahkemelerinde çözülür.
Madde 12. Sözleşmenin İmzalanması
13 Maddeden ibaret olan iş bu sözleşme ve ekleri firma ve katılımcı tarafından tam olarak okunup anlaşıldıktan sonra iki suret olarak tanzim ve imza altına alınarak birer nüshası taraflarca alıkonulmuştur.
Madde 13. Yürürlük Tarihi
İş bu sözleşme tarafların imzasına müteakip yürürlüğe girer.
.…/…./……..
…………………………….. ……………………………
FİRMA KATILIMCI
19 Kasım 2009 Perşembe
En iyi prezervatif hangisi ?
büyük boyu olanlar aslında hikayedir. stnadardı herkese yeter..
durex ve okey tercih edilmesi gereken markadır..
markadan ziyade tazeliği önemlidir.
bi prezervatifi 1 yıldır cebinizde tutuyorsanız kullanmayın derim.
yırtılıyor. kendimden biliyorum..
taze olsun.. bunun içinde büyük marketlerden almanızı tavsiye ederim...
sevgiler..